GÜLNAZ HASKÖY'DEN "KORKU SİSLERİ"

12/10/2008 · Kategori: edebiyat




         
Korkular; onları getiren sislerle birlikte geldi.



             -Görebiliyor musun?

             -Burada yok!

       Yağmur ormanını andıran yeşilliğe girdi.
Ormanın uğultusu iliklerini donduracak kadar korkunçtu.
 Sık ağaç ve çalılıkların arasından giderken birçok kez
çizildi kolları ve yüzü ama o bunlara hiç aldırmadı…

Nasıl evden bu kadar uzaklaşabilirdi? Ya kendilerine
ne demeli, nasıl bu kadar dikkatsiz olurlardı?

Erketeye yatan bir düş bulutunun içinde hissetti
genç adam kendini. Eğer ona bir şey olursa
 hayatının geri kalan kısmın da asla kendini
affetmezdi. Dualar diline düştüğünde gözyaşları
da hükmünü sürdürdü gözlerinde. Bu kaçıncı
korkuydu böyle?  Her defasında atlatmışlardı
ama bu kez farklıydı.

Orman bu kadar sık olmasaydı eğer küçük kızlarının
hala bir kurtulma ümidi olabilirdi.

         O bir babaydı. Koruma içgüdüsüyle hareket
eden bir baba. Canına yangınlar düşmüştü. Savunmasız,
 çaresiz bir şekilde bir yerler de olan kızını ararken,
aklına gelen kötü düşüncelerden de kurtulamıyordu.
 Solukları hızlanırken adımları da hızlandı. Hangi yöne
 bakacağını şaşırmış gibi, oradan oraya koşup duruyordu.
Birden dallar sallanışa geçti. Rüzgâr şiddetini artırınca
genç baba daha beter korkmaya başladı. Bulunduğu
yerde öylece kalakaldı aniden. Duymak istercesine
bir şeyleri kulaklarını kabarttı. Burnunu, avının izini
 süren bir aslan edasıyla havaya dikti. Duyabilir miydi
 minik kızının bebeksi kokusunu acaba?

Yok! Olmuyordu ne koku ne ses ne de kızına ait bir iz
vardı ortalıklarda. Belki de kendisi başka yönlere
 dalmıştı o panikle. Sis bastırınca, görüş alanı iyiden
 iyiye daralmıştı. Birden bir çıtırtı duydu bir yerlerden…

         -Kızım, yavrum!

Ses, ters istikamete yansımıştı. Dinledi bir müddet
karşılık gelecek mi diye…

Yine hiçbir şey yoktu…

Korku, can yakıcı bir şekilde yakasına yapışmıştı.
Keşke hiç gelmeselerdi buraya…

Rüzgâr, yağmur yüklü bulutlarla katıldı bu arayışa.
Karanlık, korku ve yağmur;  alaca karanlık
kuşağının fenalığını yansıtırcasına titretti bacaklarını.
  Endişe genç babanın peşini bırakmayacak gibiydi.
 Kızı bulunur bulunmaz ilk iş olarak bu evi terk
etmek için söz verdi kendine. Eğer bulunursa…

Bulunursa, bulunursa, bulunursa…

Defalarca tekrarladı bu kelimeyi ‘’ Bulunacak elbette’’
 dedi. Bulunmama ihtimali bile çıldırmasına yeterli bir
sebepti.

Tüm bunların bir rüya olmasını istedi baba,
 hem de defalarca…

Ormanın karanlığında ilerlemeye başladı yeniden.
 Kızını aramaya başlayalı birkaç saat olmuştu.
Hala bir ize rastlamamış olması dipsiz kuyulara
düşmüşçesine canını acıtmaya başlamıştı.
İçindeki kötülük konuşmaya başladı;

 “ Bulamayacaksın, boşuna uğraşıyorsun” 
“Bir ağaç dibinde ölmüş olacak, cesedini
kurtlar, kuşlar yiyecek!”

“Hayır!” diye bağırdı genç adam “bulacağım
kızımı, bulacağım!”

Genç baba, yaşamında ilk kez kendini, rüzgâra
kapılmış bir yaprak kadar çaresiz hissediyordu.
Gözlerine biriken nemi, dışarıya akıtmamak için
dudaklarını ısırdı. Gökyüzü; sinirlerini boşaltırcasına,
yıldırımlarını savurdu toprağa. Aynı anda kafasının
içinde birden çok düşünce dans etti. Kötü zamanda
yapılan, kötü bir müzik eşliğinde kötü bir dans gibi…

Ya yıldırımlar isabet ederse küçük bünyesine,
 o zaman neler olurdu?

Genç baba, can havliyle ne söylediğini, ne
düşündüğünü bilemiyordu artık. Zaman
 ilerledikçe yorulmuş, beyni düşüncelerin
istilasından bunalmıştı artık. Gece karanlık
çöktüğünde, durum krize ulaştı. Daha fazla
 takati kalmamıştı artık. Saatlerdir arama sonuç
 vermemişti. Çaresiz bir şekilde geri dönüş
yolculuğunu göze aldı…

Ormanın derinliklerinden çıkmadan önce iyi
 düşünmeliydi. Geride yalnız, çaresiz küçük
bir kız çocuğu bırakacaktı, ne yapardı karanlıklarda
 tek başına?

Babanın dönüş yolculuğu, daha çetrefilli geçti.
Geçtiği her yere defalarca yeniden bakmak,
minik kızından ona ait bir ses duymak için
canını bile feda edebilirdi…

Birden korkuyla irkildi yine. Rüzgâr oldukça hızlanmıştı.
Hızlandıkça tıpkı dallar gibi sallanışa geçti genç baba.
 Alnında biriken terler yanaklarından süzülürken bir ses
duydu hemen yanı başında,

         -Babacığım lütfen uyanır mısın artık?

Genç baba gözlerini dehşetle açtı bu sesle birlikte.
 Minik kızı iki elini omzuna koymuş hızla sallıyordu
uyanması için kendini. Gözlerinde ki yaşlar babasının
uyanmayışına dair küçük bir isyandı ve genç babanın
ter olarak nitelendirdiği ıslaklık sadece bu küçük
isyanın oyunbozanlığından kaynaklanıyordu.

          Gülnaz Hasköy

Kalıcı Bağlantı Yorum (0) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »